Haak dostum Haak! Diyerek başlayalım söze, hoş olsun sohbetimiz bizden size. Huzuru hazirun, cemiyeti irfan! Lâindir, münafıktır, dinsizdir şeytan. Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letafet, dinle imdi bende-i âcizden hoş bir hikâyet.
Sevgili dostlar, kültür nedir sizce? Kültürel miras ne demektir?
Efendim, miras sadece maddiyatla, yatla, katla mı olur?
Kültürü satıp alabilir misin? Kültürel mirası bölüp tüm bir millete pay edebilir misin? Satıcısı var mıdır ki alıcısı olsun…
Asırlar önceden kalma karakterleri günümüze nasıl taşırsın? Bu neslin çocukları, z kuşağı, x kuşağı y kuşağı; Hacivat’ı, Karagöz’ü, Kavuklu’yu, Pişekâr’ı sen ben tanıtmazsak nereden bilebilsin? Kendi kültürünü, ülkesinin mirasını nasıl tanısın?
Tam da bu sorulara cevap verir nitelikte olan Gençlik Haritası’nın günümüzde, Geleneksel Türk Tiyatrosu hakkında farkındalık oluşturabilecek çok özel bir proje. Anadolu topraklarında, kaybolmaya yüz tutmuş pek çok zanaat ve sanat dalı bulunmakta. Burası öyle bir coğrafya ki rengârenk bir mozaiğin parçalarını içeriyor. Anadolu, bağrında bu topraklara adım atmış her uygarlıktan bir armağan taşıyor. Buradan gelmiş geçmiş pek çok sanat ürününün, sanat dalının farkına bile varamadık henüz. Hatırımızda kalabilmiş, kitaplarımıza girebilmiş kültürel mirasımızdaki sanat dallarından özellikle ‘’Türk Temaşası’’ olarak da bilinen Geleneksel Türk Tiyatrosu geleceğe uzanabilmek için yeni kuşaktan elçilere ihtiyaç duyuyor. Öyle ki tiyatroyu bir heykel gibi tıraş edemez, bir resim gibi çizemeyiz, bir ebru misali çerçeveleyip senelerce saklayamayız. Tiyatro; sahneye özeldir, onu o an için izlemeye gelmiş seyirciye ve o an oynayan oyuncuya aittir. Alıp satamaz, asırlarca bir cam fanusun arkasında sergileyemeyiz. Tiyatroyu yaşatmazsan, sahnelerden sahnelere, meydanlardan meydanlara taşımazsan, kırılıp küserek sessizce kaybolur tarih sahnesinde. İşte tam da bu nazlı tavrından dolayı Geleneksel Türk tiyatrosu onu nezaketle, saygıyla yaşatacak, kuşaktan kuşağa duyulmasını sağlayacak elçilere ihtiyaç duyuyor.
Gençlik Haritası da tam bu noktada önemini konuşturmaktadır. Bu narin, nazlı, özel sanat dalını ait olduğu topraklarda yaşatmaya devam etmektedir. Sanata sanatçıya sahip çıkmakta, Geleneksel Türk Tiyatrosu hakkında Anadolu’da yaşayan gençlere farkındalık kazandırmakta, hatırlarında yer etmesini sağlamaktadır.
Tiyatro benim için çocukluğumdan beri bir tutku olmuştur. İlkokulda derste öğretmenimden izin alarak oyunlar oynayıp taklit yapmayı pek severdim. Okulda verilen şiir okuma, tiyatro sergileme, deneme yazma ödevleri, gösterilerde verilen görevler benim için hep okulun en keyifli tarafı olmuştur. Ortaokul Türkçe dersinde verilen bir proje ödeviyle meddahlık yapmış olmam da geleneksel Türk tiyatrosuna olan ilgimi arttırmıştır. Her ne kadar okuduğum bölümün tiyatro ile ilgili bir bağı olmasa da içimde kalan tiyatro ile ilgilenme hevesi beni üniversitemin tiyatro kursuna katılmaya itti. Çeşitli tiyatro topluluklarına, sinema – senaryo yazma kurslarına da bu süreçte vakit ayırdım. Ancak yer almaktan en çok keyif aldığım yer Ozan hocamızın eğitmenliğinde ilerleyen tiyatro kursu oldu. Yaklaşık iki yıldır bu kursta çıkmış ve çıkacak olan oyunlarda yer aldım. Hocamız kursuna dâhil olan pek çok öğrencisini yönlendirmiş, onların isteklerine cevap vermiş ve tiyatro ile ilgili öğrencilerinin önünü açmıştı. Hocamızın yürüttüğü bir proje olan Gençlik Haritası Geleneksel Türk Tiyatrosunu anlatmayı hedeflemesi ile hem de seçtiği hedef kitle ile dikkatimi çeken bir proje olmuştu. Bu nedenle Gençlik Haritası’nda yer almam için sayın hocam Ozan Demircioğlu beni davet ettiğinde oldukça heyecanlanmış ve çok sevinmiştim. Çünkü Gençlik Haritası’nın fark yaratacak ve bana tiyatro ile ilgili unutulmayacak anılar hediye edeceğini o andan itibaren biliyordum. Böyle kıymetli bir projede görev almamı sağlayan, bu projenin bir parçası olmam için beni davet eden sayın hocama minnetlerimi sunuyorum.
Babamın anlattığına göre 1950’li yıllarda Doğu Akdeniz’in bir köyünde yaşayan büyük dedem köy halkı ile her bir araya geldiğinde hikâyeler anlatır, taklit yapar, rolden role girermiş. Köy halkı işten güçten, tarladan, ağıldan fırsat bulup iki lafın belini kırmak için toplanırmış. Televizyon, tablet nedir bilmeyen, sosyalleşmeyi bir bardak çayda arayan köy ahalisi için; normalde çok ciddi, tebessümü nadir görülen birisi olan büyük dedem neşe kaynağı olurmuş. Büyük dedem; sadece köy meydanında değil, günlük hayatında da yaşadığı olayları teatral bir anlatım haline getirirmiş. Sevgili av köpeği yediği zehirli bir et parçası sonucu ölünce ardından duygularını anlatan bir şiir yazıp ağıt haline getirmiş.
‘’Ne yüksek yapılmış baca,
Uyumadım ben bu gece.
Yahyalarda Hafız Hoca,
Buna kefen biçilir mi?
Farı deli gönül farı,
Azganlara konar arı,
Gastal’daki ağzı sarı,
Buna kefen biçilir mi?
Çakırcı’da Kara Mehmet,
Eniştesi Müslüm Ahmet,
Sarı İtime etmiş zahmet
Sarı İt ölmüş görmedin mi?’’
Annemin anlattığına göre de eskilerin düğünlerinde halay çekip, yemek yemenin yanında teatral oyunlar oynanır, düğün sahibini tanıyan da tanımayan da bu oyunları izlemeye gelirmiş. Annemin ve babamın anlattığı bu hikâyeler beni derin düşüncelerin içerisine soktu. Anladım ki ‘’Sanat tiyatro entel dantel işler, karın doyurmaz.’’ diyen insanlar manevi duygulardan uzaklaşmış ve insan doğasına aykırı düşüncelere sahipmiş. Çünkü hele ki o dönemlerin Türkiye’sinde sanat nedir, doğaçlama nasıl yapılır, metot oyunculuğu, epizot, skeç gibi kavramlar birkaç şehir merkezi dışında pek bir yere uğramamıştır. Ancak o dönemlerde Doğu Akdeniz’in bir köyünde sanat fidanı topraktan baş göstermiş, insanlar bir meddahı çember içine alarak kahkahalara boğulmuştur. Bu, naçizane kendince tiyatroyla sanatla ilgilenen bendenizin kulağıma gelen minik hikâyelerden yalnızca biridir. Oysa sanat tarihçilerine, sanat antropolojisi ile ilgilenenlere, eski köy halkına, eski tiyatro duayenlerimize sorsak anlatırlar ki zamanında Anadolu’nun kervan geçmez su yürümez yerleşkelerinde belki on yıllar belki de asırlar önce ne sanat fideleri ekilmiş ne sanat dalları yeşermiştir. Öyle ki MÖ. dahi insanlar gerek düğünlerinde, gerek tanrıya dua etmek için bir araya geldiklerinde, gerekse sevdiklerinin ölüm törenlerinde kendilerini ifade etmek için sanata başvurmuş, bunun için koca koca taştan yapılar inşaa etmiştir. Bu durum bize gösteriyor ki sanat insandan ayrı düşünülemez. Sanat özentilikten, entellikten kaynaklanan sonradan oluşturulmuş beşeri bir unsur değil bilakis insanın doğası gereği duygularını, düşüncelerini varoluşundan beri dışa vurum şeklidir. Anadolu bu dışavurumun en özel, en nadir örneklerini taşıyan topraklardan biridir. Buradaki insanlar ister çiftçi, ister bir edebiyatçı, isterse bir profesör olsun sanata dair yoğun bir açlık duymaktadır.
Kafamda dolanan bu düşüncüleri Gençlik haritası sayesinde gözlerimle yerinde gördüm. Projenin bir ayağı için ekipçe Ankara’nın Kahramankazan ilçesinde minik bir köy kahvesine uğradık. Adı ‘’Gönül Kıraathanesi’’ idi. Kahvenin kapısına yanaşıp sahibine durumu anlatıp, burada minik teatral bir gösteri yapıp yapamayacağımızı sordum. Beyefendi çok kibar bir şekilde bize bakarak isterseniz ileride kafeler var orada da yapabilirsiniz dedi. Bizim özellikle bir kahvede yapmak istediğimizi söyleyince de bir ihtiyacımız olup olmadığını sorup içeri buyur etti. Açıkçası kabul etmeyeceklerine dair yanlış bir önyargıya sahip olduğum için beyefendinin bu kibar tavrından dolayı çok mutlu olmuştum ve kendime bir ders çıkartmıştım. Hemen hocamıza söyledim ve hocamız kahvehane sahibi ile konuşarak bizi içeri çağırdı. Hızlıca içeriye bir köşe oluşturduk. Oyuncular hazırlandı, flamalar asıldı. Rutin bir Cuma günü her zaman arkadaşları ile buluştuğu kahvesinde çaylarını içerek okey oynayan, gazete okuyan beyefendiler ne olduğunu anlamaz bakışlarla, hazırlık telaşesinde olan biz gençleri izliyordu. Ben de bu sırada bir yandan hazırlıklara yardım ediyor, bir yandan adet yerini bulsun diye köy kahvesinde maden suyumu içiyor, bir yandan da kültürel ögeleri kayıt altına alıp fotoğraflamaya çalışıyordum. Ki bu durumun bende oluşturduğu mutluluğu ifade edemem. Karyoloji labını ekip kilometrelerce yol kat edip gelmiştim o gün ama her saniyesi benim için buna değiyordu. Hazırlıklarımız bitince orada bulunan beyefendileri köşemize buyur ettik. Biz de onların yanındaki sandalyelerde yerimizi aldık. Orta oyunu oyuncularımız meydana gelip oynadılar da oynadılar. Yeri geldi seyircimizle sohbet ettiler, yeri geldi seyircimizle oynadılar. O an gördüm ki 21. Yüzyıl Anadolu’sunda bu köy kahvesindeki beyefendiler gerçekten sanata, tiyatroya acıkmışlar. Büyük bir iştahla izleyip bizlerle sohbet ediyorlar. Her biri yıllar önce hayatlarının tiyatro ile kesiştiği minik hatıralar anlatmaya başladı. Yüzlerinde gördüğüm o tatlı heyecan ve tebessüm bende çok farklı duygular uyandırmıştı. Ozan hocamın manevi açlığımı doyurmaya çalışıyorum, bu projedeki temel hedefim bu dediğinde onu anladığımı düşünmüştüm. Ama aslında bunun ne anlatmak istediğini o minik köy kahvesinde anlamıştım. Gençlik Haritası’nın bana armağanı bu olmuştu. Bu nedenle benim için Gençlik Haritas’ında edindiğim deneyimlerden en özeli Kahramankazan’daki köy kahvesine aitti.
Gençlik Haritası pek çok yere gitti geldi, geleneksel Türk Tiyatrosunu pek çok yerde seyircileri ile buluşturdu. Kızılcahamam, Çamlıdere, Güdül, Nallıhan, Kazan, Mamak… Her gittiği yerde de çok güzel karşılandı. Elbet yaşadığı zorluklar, icra ettiği sanatı anlayamayanlar oldu ama projenin sonunda herkes yüzü gülerek ayrıldı. Yeri geldi ‘’Yar bana bir eğlence medeeett!’’ diyerek haykıran Hacivat’ın sesini duyurdu, yeri geldi kuklaları dile getirdi, yeri geldi köy meydanında köy seyirlik oyunu izlemesi için ahaliyi çevresine topladı, yeri geldi kahveden birine Kavuklu’yu oynattı, yeri de geldi Meddah nedir bilmeyen gençlere modern meddahlığı tanıttı.
Gençlik Haritası ile birlikte Türkiye’nin dört yanına gidip oralarda sanata, eski usul sosyalleşmeye özlem duyan insanlarla vakit geçirmek beni çok heyecanlandırıyor. Öyle ki aramızda kuşak farkı bulunan bu insanlar, biz gençlerin geleneğimizin bayrak taşıyıcılığını yaptığını görmekten gurur duyuyor, oldukça mutlu oluyorlar. Umuyorum ki Gençlik Haritası sınırlarını aşar Anadolu’da ulaşabildiği kadar kadına, erkeğe, çocuğa ulaşır. Biz Anadolu insanının eski bir fotoğraf gibi hatırladığı Geleneksel Türk Tiyatrosunu hatırlatır. Ben de proje ile birlikte manevi açlığımı doyurmaya devam edebilirim.
Başta bu projenin ortaya çıkmasına vesile olan başta Ozan Demircioğlu olmak üzere Gençlik Haritası’,na Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı’na, katılımcılarımıza ve seyircilerimize teşekkür ederim.
Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim hemann. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, ehh Hacivat bir dahaki oyunda yakan elime geçerse vayyy haline.
