Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun temeli olan gelenek kavramı, toplumsal bellek ve bu belleği gelişme ve dönüştürme noktasında kültür ile uyumlu hale getirebilmesi açısından dinamik bir görev üstlenmektedir (Tekerek, 2010). Geriye dönüp bakıldığında yüzyılları kapsayan köklü bir geçmişe sahip olduğunu anladığımız Geleneksel Türk Tiyatrosu kendi içerisinde pek çok oyunu barındırmaktadır. Bunlar arasında en çok bilinenlerden biri Karagöz ve Hacivat oyunudur. Karagöz ve Hacivat oyunu dönem halkının gündelik anlatıları, masalları, toplumsal baskı unsurları ve dili gibi pek çok öğeden beslenen bir oyundur. Karagöz ve Hacivat’ı oynatan ve seslerini taklit eden, güçlü mizaha sahip kişiye Hayâlî ismi de verilmektedir. Hayâlî’nin yardımcıları ise perdeyi kuran ve oyunun detaylarını öğrenmek üzere yeni yetişen bir çırak, şarkı ve türküleri okuyan bir yardak, oyunda tef ve zili çalmakla sorumlu dağrezen ve “Hayal Sandığı” denen sandıktan sorumlu sandıkkârdır. Geçmiş dönemlerde bu oyuna Zıll-i Hayal ismi de verilmiştir. Bu bağlamda Karagöz ve Hacivat oyununun bir gölge oyunu olarak yaygınlaşmasına rağmen aslında yansıtmaya dayalı bir hayal oyunu olduğunu ifade etmek de doğru olacaktır. Karagöz ve Hacivat’ı izlediğimiz esnada aslında karşımızda Hayâlî’nin güncel yaşantıları ve toplumsal unsurları kendi algısı ve hayal dünyası üzerinden paylaştığını görebiliriz.

Karagöz ve Hacivat karakterlerinin gerçekte yaşamış olup olmadığı net değildir. Kimi rivayetlere göre Karagöz aslında Bizans imparatoru Konstantin’in Çingene seyisi Sofyozlu Bali Çelebi’dir. Kimi rivayetlere göre ise Karagöz ve Hacivat Bursa’da çalışan iki inşaat işçisidir. Bu iki inşaat işçisinin inşaatı geciktirmelerine dair bir suçlanma üzerine başlarının kesilmesine çok üzülen Şeyh Küşteri ölümlerinin ardından onlara dair bazı temsiller üretip perde arkasında oynatmıştır. Bu rivayetlerin gerçeklik payının bulunup bulunmadığını bilmemekle birlikte Karagöz ve Hacivat’ın Anadolu topraklarına gelmesine dair farklı çalışmalar da bulunmaktadır. Örneğin bazı kaynaklar bu oyunun İspanya’dan bazı kaynaklar ise Hindistan’dan geldiğini ifade edilmektedir.

Her iki karakterin de toplumsal bir yanı bulunmaktadır. Karagöz halkı temsil ederken Hacivat daha üst tabakayı temsil etmektedir. Karagöz son derece açık sözlü ve gerçeği karmaşadan uzak kavrayan sıradan bir halk insanını sembolize ederken Hacivat çıkarlarının farkında olan ve dolaylı anlatıma başvuran biridir. Hacivat, ifadelerinde halkın anlayabileceği dilden uzak söyleyişleri ve iyi bildiği aruz ölçüsünü barındırır. Karagöz ise halkın anlayabileceği sade bir dil kullanır. Oyun boyunca aralarındaki söyleşme ve çatışmalara Hacivat’ın yön verdiğini görürüz. Karagöz’ün bu noktada sık sık yanlış anlamaya dayalı mizahi ve alaycı bir üslup kullanmasını bazı kaynaklar Karagöz’ün halkın zeki ancak okumadığı için alim düzeyinde olmayan, buna rağmen olanlara olabildiğince saf ve temiz bir pencereden bakmaya çalışan kesimini temsil etmesi ve bu sadeliği bozacak her türlü sahte veya ağdalı ifadelere, kişilere ve algılar ile uzlaşmayı reddetmesi şeklinde yorumlamaktadır (Banarlı, 1998). Öte yandan Karagöz karakterinin bir diğer özelliği ise oyunda pek çok türküye ve besteye yer vermesidir. Oyunun içerisinde iki ana karakter dışında farklı yerel tiplemeler de bulunmaktadır. Bunların başlıcaları Zenne, Çelebi, Tiryaki, Altıkarış Bebe Ruhi, Tuzsuz Deli Bekir’dir. Bunlar zamanında İstanbul’un pek çok mahallesinde karşımıza çıkabilecek halkın içinden tiplemelerdir. Öte yandan geri kalan tiplemelerde azınlıklar da bulunmaktadır ve bu azınlıklar perde arkasında yansıtılırken kendi kültürlerine ve dillerine uygun şekilde ifade edilirler (Alver, 2020).

Karagöz ve Hacivat oyunu, Nareke adı verilen bir düdük ile “göstermelik” olarak ifade edilen tasvir perdeden yukarı doğru çekilmesi üzerine Hacivat’ın semaisi ile başlar. Ardından perdenin arkasına Karagöz tasviri yansıtılır. Bu bölüme giriş veya mukaddime denmektedir. Muhavere şeklinde adlandırılan oyunun ikinci kısmında, didaktik öğeleri de barındıran ve genellikle aralarında bilmeceye dayalı bir atışma yaşanır. Fasıl veya oyun olarak adlandırılan üçüncü bölüm, oyunun akışına göre dahil olan diğer kişiler ile birlikte oyun başlatılır ve bir sonuca bağlanır. Oyunun son aşamasında ise kısa bir şekilde Hacivat “Yıktın perdeyi eyledin viran/ Varayım sahibine haber vereyim heman.” diyerek oyunun bittiğini seyirciye haber verir. Ardından çengi müzik eşliğinde oynarken oyun bitirilir (Mutlu, 1995).

Oyunda genellikle 180×100 cm ebatlarında, beyaz renkli patiskadan oluşan bir perde kullanılmaktadır. Bu perdeye Küşteri Meydanı ismi de verilmektedir. Peş tahtası adı verilen perdenin gerisine uzanan tezgah bölümünde tasvirler, çalgı aletleri ve geri kalan araçlar bulundurulur. Hayal ağacı verilen bir diğer teknik öğe ise ustanın her iki elinin de tasvir ile dolu olması halinde diğer öğeleri perdeye yapışık halde tutmaya yarayan bir destek gerecidir. Tasvirler ise ışığı geçirecek şekilde ve geleneksel yapı içerisinde deve derisinden üretilmektedir. Şeffaf bir yapıya sahip olmaları için biraz işlemli bir süreci bulunmaktadır. Tasvirler dayanıklı kök boyalar ile boyanırlar. Oynatma çubukları ile tutulurlar ve bu çubuklar gürgen ağacı kullanılarak yapılmaktadır. Tasvirlerin hareketini kısıtlamaması üzerine sırtlarına menteşe yardımı ile açılan bir delikli yuvaya fırdöndü denir. Oyun başlamadan önce seyircinin merakını uyandırmak adına kullanılan canlı yahut canlı olmayan nesnelerin tasvirine ise göstermelik denir. Oyunun aydınlatılmasında ise geçmişte mum ışığı veya şem’a adı verilen bir tür kandil yağı kullanılmaktaydı ancak gelişen teknoloji ile elektronik ışıklandırma da kullanılmaktadır. Oyunda tef, nareke ve zil de kullanılmaktadır. Tefe dayren ve çalan kişiye dayrenbaz ismi verilmektedir.

Genel olarak bakıldığında Geleneksel Türk Tiyatrosu içerisinde oyunlar arasında kaba güldürü öğeleri barındırması, taşlamalar ve halkın değerlerine yapılan atıflar ortaktır. Bu ortaklığın, tiyatroya dair ulusal kimliğimizi keşfimizde ve toplumsal değerlerimize dair belleğimizi taze tutmamızda oldukça katkıda bulunmaktadır. Karagöz ve Hacivat’ın güncele ve özellikle sinemaya yaptığı katkılar arasında basit bir örnek Yeşilçam içerisindeki farklı sınıfsal özelliklere sahip tiplemelerde mizahi, satirik ve şive özelliklerinin bu karakterlerden beslenmesi olabilir (Yılmaz, 2023). Öte yandan Geleneksel Türk Tiyatrosu’ndan beslenen ve onu besleyen modernleşme çalışmalarında Karagöz Sanat Atölyesi’nin gerçekleştirdiği yoğun ilgi gören Godot Bize Gelmez isimli Karagöz ve Hacivat oyunu da bu duruma güçlü bir örnektir.


Kaynakça

Banarlı, N. S. (1998). Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi.

Tekerek, N. (2010). Bellek, Gelenek ve Köy Tiyatrosu Geleneğimiz. Tiyatro Araştırmaları Dergisi, 29(29), 25-42.

Yılmaz, M. M. (2023). Karagöz ve Hacivat Oyunu ile Yeşilçam Dönemi Güldürü Filmleri İlişkisinin İncelenmesi. Rumeli Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, (33), 474-484.

Mutlu, M. (1995). Karagöz. Tiyatro Araştırmaları Dergisi, 12(12), 53-63.

Alver, T. (2020). Karagöz’ün evreni. Simit Çay Betik Dergisi, 1(2), 102-112.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Karag%C3%B6z_ve_Hacivat

Bir Cevap Yazın