“Folklor” terimini ilk kullanan kişi William J.Thoms’sur. Sözcüğün kökeni ise folk=halk ve lore = bilim, terimlerinden gelmektedir (Örnek,2016:21). Halkbilim ise bir topluluk ya da belirli bir bölge halkının maddi ve manevi anlamdaki tüm kültürel ögelerini derleyip yorumlayan bilim dalıdır (Örnek,2016:21). Halkbilimi, yapmış olduğu çalışmalar sırasında sosyoloji, psikoloji, antropoloji, arkeoloji, edebiyat gibi birçok bilim dalından faydalanmaktadır. Böylece halkbilimi bağlamında gerçekleştirilen her çalışma, aslında bize o kültürün sahip olduğu özellikler hakkında büyük bir cevap verebilecek niteliktedir. Bu şekilde geniş kapsamlı bir alana hizmet eden halkbilimi alanında yapılan çalışmalarda da büyük bir titizlik gösterilmelidir. Çünkü bir toplumun kültürüne ulaşabilmek için yazılı kaynaktan çok sözlü kaynakla karşılaşılmaktadır. Fakat sözlü kaynakla karşılaşılması bizi büyük bir tehlikeye doğru götürmüştür. Sanayileşme, kente göç, modernleşme ve küreselleşme nedeniyle, bir topluluğun sahip olduğu kültürden uzaklaşması ile karşı karşıya kalınmıştır. Sınırlı bir alan içerisinde bulunarak kendi geleneklerini devam ettiren insanlar, yaşamlarının değişmesi ve zaman geçtikçe bulundukları sınırdan dışarıya çıkmaları nedeniyle kültürel bağlamlarından uzaklaşmışlardır. Bu tehlike karşısında ise derleme ve arşivleme yöntemi, kültürün kaybolma tehlikesine karşı bir çözüm aracı haline gelmiştir. Böylece geçmişten günümüze kadar gelen ve insanlar tarafından kabul görmüş; mimari, din, dil, sanat, gelenek-görenek gibi temel halkbilimi unsurları da bizim kültürel mirasımızı bugüne kadar taşımamızı sağlamıştır. Kültürel mirasın korunması, toplulukların geçmişini ve geleceğini koruması ve bu iki kavramın birbirini destekleyerek ilerlemesi için önemlidir. Kültürel mirasımızın korunması için atılmış en büyük adım ise UNESCO’nun 17 Ekim 2003 tarihinde kabul ettiği “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi”dir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu miras, toplulukların ve grupların çevreleriyle, doğayla ve tarihleriyle etkileşimlerine bağlı olarak, sürekli biçimde yeniden yaratılır ve bu onlara kimlik ve devamlılık duygusu verir; böylece kültürel çeşitliliğe ve insan yaratıcılığına duyulan saygıya katkıda bulunur (karabuk.ktb.gov.tr,2023). Somut Olmayan Kültürel Miras listesinde bulunan önemli maddelerden birisi ise Geleneksel Türk Tiyatrosudur.

            Geleneksel Türk Tiyatrosunu halkbilimsel açıdan ele almak gerekirse, insanlığın doğuşuna kadar gidilebilecek bir yol haritasıyla karşılaşabiliriz. İlkel insan, doğduğu andan itibaren bir içgüdü olarak gelen yeme-içme, barınma ve korunma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır. Bu sırada tabiat olaylarıyla karşılaşan insan, anlamlandıramadığı bu olaylar karşısında insanüstü bir güç olduğunu inancına varmıştır. Zamanın akışıyla birlikte toprağa, havaya, suya; soğuğa, sıcağa; güneşe, aya ve ihtiyaçlarını doğrudan karşılamış olduğu bitkiler ile hayvanları artık tanımaya başlamıştır. Duygu ve düşüncelerini ise içerisinde bulunduğu dünyada, tanıdığı şeyleri taklit ederek aktarmaya çalışmıştır. Doğanın sürekli insan yaşamını etkisi altında tutmasına karşılık olarak insan da doğal olana bir üstünlük sağlamak istemiştir. Bu üstünlük ise ilkel insanların yalın oyunlarıyla gerçekleşmiştir. (Nutku,2013:17). Bu oyunlar ise zaman içerisinde düzenli bir hale gelerek ritüelleri oluşturmuştur. Diğer yandan ise insanların dinlenebilmek, eğlenmek, düşünmek ve sorgulayabilmek için bulduğu topluca oynanan oyunlar, güncel sorunları ve olayları yansıtmalarını sağlamıştır (Nutku,2013:17). Aslında gerçekleştirilen bu ritüellere baktığımız zaman, geçiş dönemleri olarak adlandırdığımız; doğum, evlenme ve ölüm gibi insan yaşamının başlıca üç önemli süreciyle karşılaşabiliriz. Birden çok alt başlığa ayrılan bu geçiş dönemlerine baktığımız zaman etrafında birçok inanç, adet, töre, tören, ayin, dinsel ve büyüsel işlemler olduğunu görebiliriz (Örnek,2016:183). Tüm bu işlemler ise geçiş dönemlerinde tehlike altında olduğuna inanılan kişiyi, o tehlikelerden korumak amacıyla, bağlı bulunduğu kültüre uygun olarak gerçekleşmektedir. İnsanlığın bu dönemlerle ilgili düşünceleri, tutum ve davranışları, işlemleri uygulayış biçimleri belirli bir ülkenin ya da topluluğun coğrafyasından ve kültüründen gelen yerel ayrımların, özelliklerin dışında ana çizgilerini koruyarak evrensel bir nitelik taşımaktadır (Örnek,2016:183).  Doğum, evlilik ve ölüm geçişlerinde olduğu gibi insan hayatının pek çok geçiş dönemi bulunmaktadır. Bu dönemlerde gerçekleştirilen ritüeller ise insanların hayatlarını düzene sokmaya ve sorunlarını çözmeye yöneliktir. Tüm bu pratiklere baktığımız zaman ise Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun besleneceği çok geniş bir alan olduğunu görebiliriz. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun da beslendiği bu alan içerisinde ise insanların rahatlaması, sorunlarının çözülmesi için “mış gibi” yaptığını ve kendisini dışarıdan izleyerek farkındalık yaratabildiğini görürüz. Sadece bir eğlence amacı olmayan oyun, bağlı bulunduğu kültüre ait olan unsurlar ile bizlere birçok şey anlatabilmektedir. Aynı zamanda belirli bir kültürü oluşturan farklı topluklarda ise oyunun o kültürdeki amacı aynı olsa da farklı şekillerde varyantlarla karşılaşabiliriz.  Ritüeller ve büyüsel törenlerle başlayan bu süreçte ise yavaş yavaş bir ‘eğlence’ aracına doğru geçiş yaşanmıştır. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda, tıpkı folklorun incelemiş olduğu geçiş dönemlerinde gerçekleştirilen pratikler ve bazı oyunlar gibi temsili uygulamalar mevcuttur. Bu temsili uygulamalarda ise yazar ve yönetmen müdahalesine ihtiyaç duyulmamaktadır. Belirli bir geleneğe bağlı olan temsillerin ana karakteri oyuncudur. Oyuncu; yaratıcı, kurucu ve icracı olarak görev yapar. Bu oyunlara ise çocuk oyunlarında, düğünlerde ve törensel oyunlarda rastlanmaktadır. Bir sözlü kültür ürünü olan halk tiyatrosuna zamanla zanaatkarların girmesiyle birlikte ise oyunlar estek ve teknik açıdan zenginleşmeye başlamış ve gelişmiştir. Genellikle mizah unsuru ön planda, hiciv içeren ve sıklıkla şiveye yer verilen oyunlar haline gelmiştir. Türk Halk Tiyatrosunun içinde ise Köy Seyirlik Oyunları, Karagöz, Ortaoyunu, Kukla ve Meddah’ı örnek gösterebiliriz (Suavi,2009).

            Geçmişimizi unutmadan geleceğimizi şekillendirebilmek ve bir kimlik sahibi olabilmek için kültürel mirasımızı korumak büyük bir önem arz etmektedir. Halkbilimi ise bu mirası korumak ve arşivleyerek yok olmasını önlemek amacıyla önemli bir rol oynamaktadır. İnsanlığın var olduğu tarihten bugüne kadar aktarılan bu pratiklerin, geçiş dönemlerinin kayıt altına alınması ve yaşayarak devam etmesi Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun aktif kalmasını sağlamaktadır. Çünkü gelenek dinamik bir olgudur. Küreselleşen ve değişen bu dünya içerisinde ya değişerek fakat amacını koruyarak yaşayabilir ya da yok olur.

KAYNAKÇA

Aydın, Suavi (2009). “Halk Bilimi Gösteri Sanatları: Halk Tiyatrosu”. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkiye Kültür Portalı Projesi.

Karabük İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü (2023). “Somut Olmayan Kültürel Miras Nedir?” ( Erişim Tarihi : 15.05.2023). https://karabuk.ktb.gov.tr/TR-195763/somut-olmayan-kulturel-miras-nedir.html

Nutku, Özdemir. Dram Sanatı. İstanbul: Kabalcı Yayıncılık,2013.

Örnek, Sedat Veyis. Türk Halkbilimi. Ankara: Bilge Su Yayıncılık,2016.

Bir Cevap Yazın