Geleneksel halk tiyatromuz, Osmanlı şenliklerindeki dramatik gösterilerden, Meddah hikâyelerinden, Karagöz ve Ortaoyunundan oluşur. Bunlara kukla, hokkabazlık vb. söyleşmeye, taklide dayanan türlerle, Ortaoyununun sahneye çıkış biçimi olan tuluat da eklenebilir. İmparatorluk döneminde gelişen bu gösteri, anlatı ve oyunlar üzerinde kültürün değişik boyutlarının etkisi vardır. Metin And bunları “saray ve çevresi sonra sırasıyla esnaf lonca ve gedikleri, asker ocakları ve dinsel öğretilerle tarikatlar” şeklinde sıralar.

            Metin AND; Geleneksel Türk Tiyatrosu adlı eserinden İslam ülkelerinde hikâye anlatma geleneğinin çok çeşitli sözcüklerle karşılandığını belirtir. Hikâye iki anlama gelir; benzetmek taklit etmek, anlatı geleneği, anlatmak. Burada İslam dünyasında mimesis kavramının karşılığı olarak hikâyenin kullanıldığını görürüz. Hikâye anlatana da “hâki” “Hâkiya” adı verilir. Hikâyeler anlatıldıkları konulara ve anlatılış amaç ve şekillerine göre farklı adlandırılır. Fıkralar, tarihsel olaylar, peri masalları, efsaneler, gülünç olaylar, öğretici masallar vb. hikâyelere konu edilebilir. Hikâye anlatma geleneği sadece Arap’larda değil, Türkler’de de önemlidir. Başlangıcı, Oğuzlar’da kentten kente dolaşarak Dede Korkut, Oğuz Destanı vb. hikâyeleri anlatan ozana dayanır.

            Anlatı geleneğinin bir devamı olarak görebileceğimiz ama seyirlik yönüyle âşık, destan ve halk hikâyeciliğinden ayrılan ve konumuzu doğrudan ilgilendiren tür ise meddah hikâyeleridir. Arap kültüründe “öykü anlatan” anlamına gelen kıssahân ile meddah eş anlamlıdır. Özdemir NUTKU, meddahların toplum yaşamından gerçekçi kesitleri şive taklitleri ve dramatizasyon ile aktardıklarını belirtir. Meddah hikayelerinde insanüstü güçlere, olağanüstü varlıklara, halk hikayelerinin olduğu gibi keramet sahibi kahramanlara yer verilmez. Meddahlar hikayelerini değişik kaynaklardan oluştururlar; halk arasında yaşanmış önemli olaylar, meddahın gördüğü yaşadığı olaylar, tarihsel olaylar, destanlar, menkıbeler, klasikleşmiş hikayeler ve masallar, romanlardan yapılan aktarmalar taklitlerinin bir araya gelmesiyle değerlenen hikayeler, son dönem meddahlar karagöz oyunlarından esinlenerek çıkardıkları hikayeler atasözlerinden derlenen hikayeler ve bu kaynakların belli başlılarıdır. Meddah hikayelerinin daha çok gerçekçi bir yapı taşıması hikayelerin konuları üzerinde de etkili olur. Özellikle cinsellik, şiddet, günlük yaşamın yozlaşması, gibi konularda aşık edebiyatında bulunmayan bir gerçekçilik ve açıklık mevcuttur. Sokakta görülebilecek kişilerle gelişen güncel olaylar aktarılırken yöneticilerin bazı mesajlarını halka duyurmak görevi de meddaha düşer. Konuların gerçekçiliği meddah hikayelerinin nazımla değil nesir ile daha doğrusu konuşma diliyle oluşturulur. Zaman zaman özellikle de Anadolu’da geçen hikayelerde hayvanların konuşmaları insanlara yol göstermeleri gibi masalsı öğeler kullanılır ancak burada da simgelerden yola çıkılarak gerçek hayata göndermeler yapmak söz konusudur. Meddah hikayeleri başlangıç / açıklama/  hikaye / bitiş olmak üzere 4 bölümden oluşur. Başlangıç bölümünün amacı dinleyenlerin dikkatini çekmek onlara hikayeyi yoğunlaştırmak az sonra taklitlerle gelişecek anlatının illizyonuna sokmaktır. Başlangıç bölümünde hikaye geçiş niteliğinde esprili bir olayın anlatıldığı ya da soyutlamanın ağırlıklı olduğu tekerlemeler kalıp sözler bir divandan parçalar olabileceği gibi çok yalın başlangıçlar da vardır.

Meddah değneğini 3 kez yere vurarak ya da elini 3 kez göğsüne götürerek “hak  dostum hak diye” söze başlayarak bir divan okur ya da bir tekerleme bazen de hikayeye uygun bir türkü söyler. Açıklama bölümünde uyaklı ya da uyarısız olarak hikayenin geçtiği dönem kişiler bu kişilerin toplumsal ekonomik durumları anlatılır, bazen de meddah sözcüğünün övücü anlamına uygun olarak padişaha övgüde bulunur. Olaylara karışan tipler kendi yörelerine ait türkülerle tanıtılırlar, söyleşi başladıktan sonra da şive taklitleri önem taşır, kişiler üçüncü boyuttan yoksundur, psikolojik derinlikten çok toplumsal etnik kalıpları içinde işlenir. Hikayelerin ana akışı içine dinleyenlerin özelliğine o andaki ilgisine göre bağımsız küçük hikayeler, atasözleri, türküler, şiirler, anekdotlar ya da fıkralar yerleştirilir. Meddah hikayeleri sözlü edebiyatın ve halk tiyatrosunun bir kolu olduğundan yazıya geçirilmiş olanları da daha sonraki dönemlere aittir ve çok azdır.

Tiyatro sözcüğü, Yunanca “seyirlik yeri” anlamında kullanılan theatron sözcüğünden türetilmiş ve dilimize yerleşmiştir. Geleneksel tiyatro denildiğinde kukla, Karagöz, ortaoyunu, meddahlık, hokkabazlık ve köy seyirlik oyunları akla gelmektedir. Karagöz, kukla, ortaoyunu, meddahlık ve hokkabazlık gibi türlerin tamamına Halk Tiyatrosu da denilmektedir. Halk Tiyatrosu, metinsiz sahnesiz bir tiyatro olup,  daha çok kentlerde gelişen bir gelenektir. Geleneksel Türk Tiyatrosunun önemli bir bölümünü bu gelenek oluşturmaktadır.

Karagöz

            Karagöz, şeffaflaştırılmış deriden yapılan “tasvir” lerin, arkadan verilen ışıkla beyaz perde üzerine yansıtılması temeline dayanan, değnekler yardımı ile oynatılan söze dayalı Türklere özgü gösteri türüdür.  Oyun adını Karagöz’den almaktadır.  Karagöz adı ile yaygın olarak bilinen bu oyuna, halk arasında  “Hacivat”  denildiği de bilinmektedir. Teknik olarak obje yansıtma tiyatrosu olarak da tanımlanabilmektedir.

Akademik ortamda ise günümüze kadar gölge oyunu olarak ele alınmıştır. 

            Gölge oyununun kaynağı Güneydoğu Asya ülkeleri olarak kabul edilir. Türkiye’ye gelişi hakkında ise değişik görüşler vardır. Georg, Jacob tarafından savunulan görüşe göre, gölge oyununun Çin’den Moğollara geçtiği, buradan da Türklerin Anadolu’ ya göçleri sırasında beraberlerinde getirdiği şeklindedir.

            Karagöz oynatan sanatçıya hayali denilmektedir. Karagöz sanatçıları yeni oyunları yaratma ve halkın ihtiyaçlarını belirlemede önderlik etmiş yazar, yönetmen, müzisyen, oyuncu ve tasvir yapımcısı kimliklerini birleştiren çok yönlü sanat adamlarıdır. Bu sanatçılar oyunlardaki bütün tipleri ve müzikleri tek başına seslendiren, oyunları izleyici kitlesine göre doğaçlama olarak değiştirebilen, tasvirlerini kendi yapan ve bu yönleriyle örneğine az rastlanan yetenek ve zekâya sahip kişilerdir.

            Karagöz; oyunun başrol oyuncusudur. Okumamış, cesur, tepkilerini çabuk açığa vuran, çabuk öfkelenip kavga eden, yalancılığa ve ikiyüzlülüğe tahammül edemeyen, gerçekçi bir halk adamıdır. Halk diliyle konuşur. Oyundaki eğitimli tiplerin konuşmalarını anlamaz ya da anlamaz görünüp sözcüklere ters anlamlar verir.

Bu karşıtlıklardan gülünçlükler doğar. Kurnaz değildir. Her işe burnunu sokan, patavatsız yapısından dolayı sık sık zor durumda kalır, oyunun sonunda bir yolunu bulup işin içinden sıyrılmayı başarır. 

            Hacivat; oyunun önemli iki kişisinden biridir. İnce yüzlü sivri sakallıdır. İyi eğitim görmüş, bilgili, arabulucu ölçülü, ağırbaşlı kişisel çıkarlarını önde tutan, kurnaz, içten pazarlıklı nabza göre şerbet veren tüm mahallelinin akıl danışıp yardım istediği, her kalıba girebilen kurnaz bir tiptir.  Müzikten edebiyattan anlayan her konuda biraz bilgisi olan işadamıdır. Karagözü çalıştırarak onun sırtından geçinmeye çalışır.

Karagöz ve Hacivat dışında yer alan diğer tipler: Çelebi, Matiz, Tiryaki, Beberuhi, Arnavut, Yahudi, Rum, Frenk, Ermeni, Acem, Arap, Kürt, Laz, Kastamonulu, Kayserili, Rumelili, Anadolulu, Efe, Zeybek, Zenneler ile oyunun konusuna göre eklenen farklı tiplerdir.

Karagöz oyunlarında tipler, yöresel müzik ve danslar eşliğinde perdeye gelirler. Karagöz oyunlarında, söz, müzik, dans ve tasvir hareketlerinin uyumu ile bütünlük sağlanır.

            Geleneksel Türk Tiyatrosunda karagöz, kukla gibi bir araçla oynatılan, meddah gibi tek anlatıcılı sözlü seyirlik oyunlarının yanında canlı oyuncularla oynanan “Ortaoyunu” da bulunmaktadır. Oyunun başkişileri Kavuklu ve Pişekâr’dır. Ortaoyunu, karagözün perdeden yere inmiş hali olarak da tanımlanır. Ortaoyunu seyircinin çevrelediği bir meydanda belli bir konu etrafında herhangi bir yazılı metne bağlı kalmadan, canlı oyuncularla oynanan doğmaca bir oyun türüdür. Yüzyıllar boyunca dramatik özellikte, kişileştirmeye dayanan sözlü oyunların (Karagöz, kukla, dans, curcuna, meddah ve hokkabazlık) karışımından doğma bir gelişimle ortaoyunu en son biçimini almıştır. Oyun daha çok söze dayanmakla birlikte, hareket ve tavırlara da yer verilir. Pişekâr oyunun başında ve sonunda oyunculara doğrudan seslenir. Oyunu tanıtır, kusurları için özür diler, gelecek oyun hakkında bilgi verir, duyurusunu yapar.

Bir Cevap Yazın